İlacın Tehlikeli Yan Etkileri ve TÜRK’ÜN GELECEĞİ
İki hafta önce, Shov TV’de,
BAHAR adlı bir dizi başladı. İlk bölümde, ilginç bir şekilde, “bitkisel
karışımlar”ın karaciğeri iflas ettirebileceği ve karaciğer nakline kadar
gidebilecek, ölümcül bir tehlike yaratabileceği konusu işlendi.
Bence, çok yerinde, çok hayatî
bir uyarı, çok faydalı bir hizmet. Bu uyarıda dile getirilen husus; bitkisel
karışımlar, bir derdimize deva olurken, misal, enerji verirken, başka yan
tesirleri olabileceği, başka organlarımıza zarar verebileceğiydi.
Allah’ın hikmeti, ben de birkaç
hafta önce, anlaşılan, ömür boyu kullanacağım bir ilaca başlamıştım. Akşamları
bir tane alınan prostat hapı.
Bu hap, ilk aldığım günden
itibaren yan etkiler göstermeye başladı: Nabızda yükselme, çarpıntı,
zonklama, peklik, kabızlık… Sonraki günlerde ense ağrısı, baş dönmesi,
tansiyon düşmesi gibi etkiler…
Bu yan etkiler, ilacı kullanma
süresi uzadıkça artıyor gibiydi. Vücudumun ve hayatımın bütün düzeni, dengesi
bozuldu. Aslında, ilaca başlamadan önce hiçbir şikâyetim yoktu. Aile hekiminde
yapılan yıllık kontrolde, 4’ün altında olması gereken PSA değeri, 4,12
çıktığından üroloji uzmanına yönlendirilmiştim ve hastanede yapılan kan
tetkikinde de sınırın 4,1 olduğu değer 4,29 çıkmıştı.
Benim bir şikâyetim yokken bir
ilaca başlamıştım ve bu ilaç birçok rahatsızlığa yol açmıştı. O vakit,
sorgulamaz mısınız; PSA değerlerini düşüren fakat bütün dengeni, düzenini
bozan, seni hayattan bezdirecek hâle getiren ilaç, gerçekten şifa vermiş oluyor
mu?
Bu sorgulama ve düşünceler
aklıma, üç ay önce yayımlanan TÜRK’ÜN GELECEĞİ adlı kitabımı getirdi.
Çünkü kitabın 112’nci sayfasındaki konu buna aitti. SİLAH SATACAKLAR, İLAÇ
SATACAKLAR, PETROL SATACAKLAR başlığı altında, ilaçla ilgili olarak şu
uyarıları yapmıştık:
“Savaş olmayan bölgelerdeki
(silah satamadıkları) insanlar ise hastalanmalı… Hastalanmalı ama çabuk
ölmemeli. Uzun yaşamalı ama ilaca bağımlı yaşamalı...
Silah ve ilaç satışı başa baş gitmeli!
Meselâ, Türkiye’nin ilaç faturası mı daha
yüksektir yoksa silah faturası mı?
Bilmiyorum ama ikisinin de ülke boyunu aştığını
hepimiz biliyoruz.
Türkiye’nin, yıllık petrol ve doğalgaz faturası 50
milyar doların üzerinde… Silah ve ilaç faturasının da ayrı ayrı bu rakama yakın
olduğunu tahmin ediyorum.
İşin diğer boyutu, ‘çevre’ye verilen zarar!
İlaç üretilirken çevreyi,
tüketilirken de yan tesirleriyle vücudu mahvediyor.
Kimin umurunda?
Mühim olan kasaların dolması!”
“Vücudu mahvediyor” uyarımıza ince dikkat! Kitap
yayınlandıktan üç ay sonra başıma gelene bakar mısınız? Ne demeli? Başıma hiç
gelmeyecek gibi mi yoksa başıma gelecekleri bilmiş gibi mi yazmışım? Küçücük
bir hap vücudumu mahvediyor.
Bu tahribat beni, harekete geçirdi. İki ayın dolmasını
beklemeden, hastanedeki doktordan ki bir profesördü, randevu aldım. Bana
ayrılan 5 dakikalık sürede, ilacın yan tesirlerini anlatmaya çalıştım.
Bitiremedim. Prof’um, “tamam, kestik, ilacın yan tesirleri görülmüşse o ilaç
kesilir” dedi. Beni MR’a yönlendirdi. 5 Mart günü MR çekilecek.
Şimdi, kafama şu sorular takılıyor:
1. İlacın yan tesiri görülünce
kesilmesi gerektiği neden ilaç yazılırken söylenmiyor? Öyle ya, bu bilgi baştan
verilse, bendeniz, hemen ikinci gün ilacı bırakır, iki ay boyunca o sıkıntıları
çekmezdim.
2. Bu bilgi verilmediği için, aylar,
yıllar boyunca, ağır yan tesirleri olmasına rağmen, ilaçlarına devam eden kaç
kişi, kaç milyon kişi var?
3. Antibiyotik konusunda bir bilinç ve
duyarlılık gelişti. Son yıllarda, antibiyotik yazma konusunda doktorlarımız çok
hassas ve tabiri caizse çok “cimri”! Buradaki cimrilik olumlu… Takdire
şayan. Lâkin doktorlarımız, diğer ilaçları yazma konusunda ise aşırı “cömert”!
Buradaki cömertlik elbette olumsuz manada. Doktorlarımız, tıpkı antibiyotik
konusunda olduğu gibi, ilaçlar konusunda da daha cimri olmalılar. Bana yazılan
ilacı, biraz hızlı, biraz “ezbere” yazılmış gibi hissettim. MR’a gitmem
lâzımsa, neden en baştan yönlendirilmedim?
4. En önemlisi; tıpkı bitkisel
karışımlarda olduğu gibi, ilaç da bazı organlarımızı iflas ettirebilir mi?
Ölümcül yan tesirlere yol açar mı? Bu konu derin derin, uzun uzun incelenmeli,
sorgulanmalı. İlaç kullanmadan önce tekrar tekrar düşünmeliyiz.
Özetle, İLAÇ konusu, bir büyük millî mesele olarak, TÜRK’ÜN
GELECEĞİNİ ilgilendiren, maddî ve manevî bir BEKA meselesi olarak derhal,
çok ciddi bir biçimde ele alınmalı!
SAĞLIKLI bir şekilde çözüme kavuşturulmalı.
Türk insanına, ilaca muhtaç veya mahkûm olmadan
sağlıklı yaşamanın yolları anlatılmalı. Tekrar tekrar, bıkmadan, usanmadan,
ısrarla, şemalarla, resimlerle, filmlerle öğretilmeli. İlaçsız tedavi
yöntemleri araştırılmalı, bulunmalı ve halk bu konuda bilgilendirilmeli,
bilinçlendirilmeli.
Şu anda, ilaç kullanımı ve israfı felaket
boyutlarında!
x x x
İLGİLİ YAZI
DERİN NEFES Uygulaması Her Derde DEVA
mı?
[email protected]