İsmail Hakkı CENGİZ

İZMİR / BAYRAKLIih.iyiinsan.com

GENEL HABERLER’DE DEVRİM

Haberlere yeni bir anlayış

Makale

İKİ AVLUNUN BİR ASMASI

2025-11-30 00:00:00
Okunma: 1 | Yorum: 0

Sandıklı’nın merkezindeki
evler birbirine bitişiktir. Hemen hemen bütün evlerin arkasında küçük ama
bereketli bahçe veya avlular uzanır. İnsanlar hem bitişik evleriyle hem de
bahçe ve avlularıyla komşudurlar. Eskiden bu avlu veya bahçeleri kesin olarak
ayıran yüksek duvarlar yoktu. Toprak, komşuluk kadar esnekti. Bir avludan
ötekine geçen bir adımın, bir dalın, bir gölgenin hesabı tutulmazdı.

Çolak Mescit, Çay
Mahallesinde bir dört yol ağzındaki küçük bir camidir. Çevresindeki evlerin
bazıları camiye bitişiktir. Sokağın diğer evleri de dört yol boyunca birbirine
bitişik olarak sıralanmaktadır. Camiden Uzunçarşı’ya inen yol üzerindeki
bitişik evlerden Seçkin Amca-Işık Yengelerin avlusu, yine camiden Ali Çetinkaya
İlkokulu’na doğru giden yol üzerindeki Bilge-Turgut çiftinin evinin avlusuna
komşuydu.

Evlerin avlu ve
bahçelerinde, toprağın elverdiği ölçüde ağaç, çiçek, mevsimlik sebze veya asma
gibi bitkiler yetiştirilirdi. Seçkin Amcalarla Bilge Hanımların avlularının tam
sınırında bir siyah üzüm asması filizlenmişti. Bu asmayı vaktiyle kimin diktiği
bilinmiyordu. Belki rüzgârın, belki bir kuşun armağanıydı. İki komşu da onu
kendi malları saymadı. Çünkü Sandıklı’da bazı şeyler toprağın ve zamanın ortak
malı sayılırdı.

Asma büyüdü, serpildi;
yazları üzüm, gölgelik, sohbet, hatıra oldu. Gölgesinden, yaprağından,
üzümünden her iki komşu da yararlandı. O dal yıllar boyu komşulukların
hatırasını yaşadı, anılar biriktirdi.

Seçkin Amcalar; eşi Işık,
oğlu Baran, gelini Çiğdem, bir kız ve bir erkek torunuyla birlikte oturan geniş
bir aileydi.

Devir değişiyor, eski
binaların yerine apartman yapılması bir ihtiyaç haline geliyordu. Apartmanlar
yapılıyor ama apartmanların arkasında yine küçük bir avlu bırakılıyordu. Tabii
apartman yapılmışken, avlu duvarları da daha sağlam, yüksek ve kesin bir sınır
belirtecek şekilde dikiliyordu.

Seçkin Amcaların evi de
Bilge Hanımların evi de apartman haline gelmiş, avluları da net bir biçimde
ayrılmıştı. İki avlu arasındaki asmanın kökü Seçkin Amcaların tarafında kalmış,
Seçkin Amca, ana dallardan birini Bilge Hanımların avlusu tarafına uzatmıştı.
Seçkin Amca, beraber kaldığı oğlu baran ve gelini Çiğdem’e;

-       Bu
asmanıng kökü bizim buyanda galdı fakat asmayı kimin diktiini bilmeyyoz. Bu
asmada gomşunung da hakkı vaa, dedi. Işık Yenge de Seçkin Amca’yla aynı
fikirdeydi.

-       Evet, gomşu da bu asmadan nasiplenmeye devam etmeli, dedi.

Tabii yıllar insanları da
eskitiyor, yıpratıyor. İnsanların ömrünü tüketiyor. Işık Yenge yaşlandı, bir
sonbaharda göçüp gitti. Çok geçmeden Seçkin Amca da onun ardına düştü.

Geride avlular, duvar ve
asmanın anılarla dolu gölgesi kaldı.

Onların ölümünden sonraki
bahar mevsiminde, asma yine yeşerdi. Bol yaprak verdi. Fakat bir süre sonra,
Bilge Hanımlar tarafındaki yapraklar solmaya yüz tuttu. Bilge Hanım bir anlam
veremedi. Bir süre daha bekledi. Yapraklar önce buruştu, sonra sarardı ve
dökülmeye başladı.

Bilge-Turgut çiftinin evine
bitişik olan Yalım-Sezen çiftinin evlerinin balkonundan, diğer iki komşunun
avluları gayet iyi görünüyordu. Sezen, yaz-kış, yaprak döngüsünü, dalların
nefesini izlerdi. Yağmurun
yağmadığı yaz aylarında, balkondan haftada bir-iki tas su dökerdi asmaya. Bilge Hanım,
asmanın durumuna dikkat çekerek Sezen’e seslendi;

-       Gıız,
asma ne oldu böyle, su dökmeding mi?

Sezen
iç geçirdi, sonra gerçeği olduğu gibi söyledi:

-       Vaaa,
Bilge yenge, o dalı Çiğdem yenge kesti, dedi.

Bunu öğrenen Bilge
Hanım’ın içi burkuldu. Canı çok sıkıldı. Çok kızdı ve üzüldü. Hemen, rahmetli
Seçkin Amca’nın gelinine gitti. Asmanın yapraklarının buruştuğunu, döküldüğünü
söyledi. Çiğdem, dalı kestiğini sessizce kabulleniyordu. Bilge Hanım açtı
ağzını, yumdu gözünü;

-       Asmayı
netceding de kestin ya? Seçkin Amca, o dalı kendisi bizim tarafa uzatdıydı. Tuh
yüzüne. O dal Seçkin Amca’yla Işık Yenge’nin yadigarı, hatırasıydı. Seçkin
Amca, Işık Yenge esas şindi öldü, dedi.

Bu bilgece sözlerin
ağırlığı bir anda Çiğdem’in üzerine çöktü. Ne diyeceğini bilemedi. Gözleri
boşluğa daldı, dili tutuldu. Bir dalın kesilmesi ona sıradan bir olay gibi
gelmişti; oysa bilmeden komşuluğun, geçmişin, vefanın bir parçasını koparmıştı.

Çiğdem’in yüzü soldu. O
an, bir dalı kesmekle bir hatırayı yaraladığını fark etti. Başı dönüyor, gözü
kararıyordu. Bir oturak aradı, bulamadı; kendi içine çöktü.

-       Bilge
yenge… Ben… Bilmeyyodum, diyebildi yalnızca. Sesi titriyordu, bakışları
düşmüştü.

İki komşu sessizliğin
içine gömüldü. Birinin gözünde sitem, ötekinde pişmanlık vardı.

Tam o sırada, avluda bir
rüzgâr eserek asmanın kalan dallarını hışırdattı. Sanki Seçkin Amca’nın
babacan, güleç sesi duyuldu: “Boş vering, gönüllee gurumasın”.

Bilge Hanım’ın
gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Birden sözlerinin kırıcı olduğunu fark etti.
Çiğdem’in omzuna dokundu:

-       Hadi
gel, dedi. Birlikte bakalım o asmaya. Beliki kesilen dalın yerine yeni bir filiz
verir. İnsan gibi… Gırıldığı yerden yeniden böyüyebilir.

Çiğdem başını salladı.
İki komşu avluya indiler. Kuruyan dala dokundular. Asmanın köküne baktılar, kök
hâlâ güçlü, toprak canlıydı.

O günün akşamı iki
avludan da birer tas su döküldü asmanın dibine. Yıllar sonra ilk kez avlular
arasında duvar yokmuş gibi hissettiren bir an yaşandı.

Birkaç hafta sonra,
kesilen dalın yanından incecik bir filiz sürdü. Bir avluya değil, iki yüreğe
birden uzuyordu.

Komşular gördü ki bazen
kesilince kuruyan dallar, gönüller birleşince yeniden yeşerir.

 

x   x   x

ÖNERİ ÖYKÜLER

TESADÜFÜN İĞNE DELİĞİ!

ÇAĞLA ve AYBEN Abla

 x   x   x

TAVSİYE; Video

DOSTLAR BENİ HATIRLASIN,
AşıkVEYSEL, Salihli-Kurşunlu Şelalesi manzaralarıyla

[email protected]

<- Makale listesine don

Yorumlar

Henuz yorum yok.

Yorum Yaz