Dinlemeyi Bilmek
Öfkeli, yorgun ve hayal
kırıklığına uğramış bir halde HASTA HAKLARI birimine girdiğimde, kendimi
aşağılanmış da hissediyordum. Oradaki görevlilere, “Birinin, sözümü kesmeden
beni dinlemesine ihtiyacım var.” dedim.
O an tek düşündüğüm,
problemlerimin çözülmesi değil, birinin, neler hissettiğimi ve hastanede neler yaşadığımı
görmesi, anlaması, bana hak vermesi idi.
Genç bir adam beni
dinleyeceğini söyledi ve karşısına oturdum. 5-6 dakika gibi kısa bir süre
içinde kendimi ifade etmeye çalıştım. Sağ olsun, görevli sözümü kesmeden
dinledi. Bu kadarı bile kendimi daha iyi hissetmeme yetti. Aynı görevli, elime
matbu bir kâğıt verip, “şikayetlerimi oraya da yazmamı” istedi. Salona çıkıp
şikâyetlerimi yazdım. İçimi bir de kâğıda döktüm. Bu, kendimi daha da iyi
hissetmemi sağladı.
Asıl meseleden ayrılmamak için
şikâyet konusunu yazının sonuna bırakıyorum.
Dertli bir insan karşımıza
geldiği zaman çok feci hatalar yapıyoruz: Ya ona çözüm önerileri sunuyor,
tavsiyeler, nasihatler veriyoruz veya onu dinlemeyi bırakıp kendi dertlerimizi
anlatmaya başlıyor, dertlerimizi yarıştırıyoruz. “Duygudaşlık” kuramıyoruz.
Bize sorunlarını anlatan eşimiz, dostumuz, arkadaşımız bizden çözüm beklemiyor,
bize içini dökmek istiyor. Sadece kendisini dinlememizi, sözünü kesmeden
dinlememizi istiyor. Türkçemizde ne güzel bir deyim var: İçini dökmek!
Sıkıntılar içinde kıvranan
kişi, “içini dökmek” istiyor. İçini dökebilirse sorunları büyük ölçüde
dökülmüş, onlardan kurtulmuş oluyor. Gerilimi azalıyor, rahatlıyor.
Bu konularda derin
araştırmaları bulunan, psikiyatri doktoru David Burns’ü dinleyelim: Duygudaşlık,
şefkat ve kabul ile çok yakından ilgili. Kendi zihinlerimizi ve benliklerimizi
dışarı atıp, başka birinin düşüncelerini, duygularını ve acılarını anlamayı
içerir.
Duygudaşlığın hayatî
bileşenleri, başka bir insanın bakış açısını görmek ve anlamak için samimi bir
isteğin yanı sıra; nezaket, alçakgönüllülük, dikkate alma hatta sevginin
kendisidir.
Tamamen anlayışlı ve
şefkatli olmak kolay değildir. Kendi gündeminizden vazgeçmeniz, kendinizi
unutmanız gerekir ki tamamen karşınızdaki kişinin düşüncelerine, duygularına ve
değerlerine odaklanabilesiniz.
Bazen duygudaşlık için “sıfır
tekniği” diyorum. Kendi düşüncelerinizi, duygularınızı ve ihtiyaçlarınızı öne
çıkarmak yerine, tamamen karşınızdaki insanın üzerine yoğunlaşıyorsunuz.
Tamamen alıcı oluyorsunuz, bir anlamda o kişiye hiçbir şey vermiyorsunuz. Sıfır
oluyorsunuz. Ama çelişkili bir biçimde ona paha biçilmez bir şey veriyorsunuz.*
Bir insanı sadece dinleyerek
ona ne kadar büyük bir iyilik ve hizmet ettiğinizi düşünebiliyor musunuz? Ona
çok büyük bir armağan vermiş oluyorsunuz. Değer vermiş, kendisini değerli
hissettirmiş oluyorsunuz. Kendinizi “sıfır” ederken, kendinizi aradan çekerken
onu yüceltmiş, zirveye çıkarmış oluyorsunuz. Bu, hiçbir ilaçla kıyaslanamayacak
kadar etkili bir iyileştirici, hiçbir sağlık kurumunun ulaşamayacağı kadar
başarılı bir tedavidir.
Bu dinlemektir.
Dinleyebilmektir.
Bu, dinlemeyi bilmektir.
x x x
Şimdi, İzmir Şehir
Hastanesinde yaşadığım sıkıntıları dile getirdiğim şikâyet dilekçemi sunuyorum:
KAYBOLAN
MR
22 Şubat
2024 tarihinde, Üroloji bölümünde muayene oldum. Uzman Prof. Dr. Bülent
Günlüsoy, MR çekilmesini istedi.
Sorarak,
Radyoloji-1 birimini buldum. Orada sıraya girdim, kaydım yapıldı ve Radyoloji-2
bölümüne yönlendirildim. Orada da sıraya girdim. Sıram gelince kaydım yapıldı.
45 dakika bekledikten sonra, ilaç yazıldı ve 05 Mart 2024 tarihi, saat 19:00’a
randevu verildi. 05 Mart günü saat 18:05’te, ilacımla birlikte hastaneye
geldim. Yürüyen merdivenlerden çıktığım sırada, saat 18:07’de, 0553 638 44 60
numaralı telefondan arandım, “MR cihazının arızalı olduğu, çekim yapılamayacağı
ve MR’ın 08 Mart saat 13:00’te çekilebileceği” bildirildi. Çaresiz, “tamam”
dedim. Telefondaki bayan, anlayışım için bana “teşekkür” etti.
08 MART 2024
CUMA GÜNÜ
Saat
13:00’ten birkaç dakika önce MR bölümüne, ilacımla birlikte gittim. Ve
geldiğimi bildirdim. Görevli bayan, “damar açtırmak” üzere beni hemşireye
yönlendirdi. Damarım açıldı.
Yaklaşık
olarak saat 14:00 civarında, MR cihazına yatırıldım. Damar açılan yerden ilaç
verilerek, 40-45 dakika süren MR’ım çekildi. Ayakkabımı giyerken, görevli
bayan, haklı olarak, “bağcıkları dışarıda bağlamamı” istedi. Çünkü benden sonra
sırası gelen hastaya ve kendisine zaman kaybettirmek istemiyordu. MR cihazı az
bulunduğundan, zamanı değerlendirmek için birkaç saniye bile çok önemliydi.
MR
çekiminden sonra, kayıtları yapan görevli bayan, benden, “üroloji bölümüne
gidip, doktordan kodlama yaptırmamı” istedi. Randevum olmadığı için güç-bela,
rica-minnet kodlamamı yaptırdım ve hastaneden ayrıldım.
BEKLE, BEKLE
SONUÇLAR GELMİYOR
Aradan
günler geçiyor. E-nabız’a bakıyorum MR sonucu gözükmüyor. Şehir Hastanesi’nin
sitesine giriyorum, tahlil sonuçlarına bakıyorum, daha önce yapılan kan-idrar
tahlilleri gözüküyor ama MR’dan hiç haber yok.
25 Mart,
10:48’de, hastanenin 0232 955 05 00 numaralı telefonunu aradım. Derdimi
anlattım, görevli, “ilgili bölüme aktarıyorum” dedi. Telefon kulağıma dayalı
bekliyorum, ilgili bölümden dakikalar boyunca TIK yok.
Aynı gün,
ÖNERİ ve GÖRÜŞLER penceresinden, HASTA GÖRÜŞ ve ÖNERİ FORMU’yla derdimi
anlatmaya çalıştım. Formu ilettim.
Üç gün daha
bekledim. Ne cevap var ne sonuç!
28 MART
2024, “KAYBOLDU” CEVABI
28 Mart
Perşembe günü saat 11:30 civarında hastaneye, MR çekildiğim, Radyoloji-2’ye
gittim. 20 gün önce çekilen MR sonucunu alamadığımı bildirdim. Görevli bir bay
ve bir bayan, “sekreterlerden sormamı” istediler. “Sekreterler nerede?”
dediğimde, bay görevli, “ben yardımcı olayım” diye yanıma düştü. Beni sıra
beklenen girişteki bölüme götürdü ve orada yanımdan kayboldu. Güler misin,
ağlar mısın? Şaşkın şaşkın, oradaki görevlilere, sekreterleri sordum, “biz
yardımcı olalım” dediler. Derdimi anlattım. “Radyoloji-1’e gideceksin” dediler.
Haydi,
Radyoloji-1’e yollandım. Derdimi bir de orada anlattım. Görevli, inceledi.
Bişey bulamayınca, “siz bekleyin, içeriden bir sorayım” dedi. Bekledim. 15
dakika kadar sonra geldi. Biyere telefon etti. Sonra bana dönüp,
“Radyoloji-2’de Ayşe Hanım var, ona gideceksiniz” dedi.
Tekrar
Radyoloji-2Ye yollandım. Ayşe Hanım, sıra beklenen, kayıt yapılan yerden beni,
MR çekilen bölüme götürdü. Oradaki görevlilere, “bu hastanın MR sonucu
kendisine ulaşmamış, bir bakıverin” dedi. Eeee, zaten ben de en başta oraya
gelmiş derdimi anlatmıştım. Nitekim Ayşe Hanım, oradaki görevliye, “ben gideyim
mi, yapacağım bişey var mı?” diye sordu. Görevli de, “tabii sen gidebilirsin,
beklemene lüzum yok” dedi. MR çekiminde kayıtları yapan, benim bir buçuk saat
evvelki başvurumda da beni, “Sekreterlerden soracaksın” diye başından savan
görevli, şimdi bilgisayarda benim MR sonucumu aramaya başladı.
SONUÇ
Bulamadı.
“Kaybolmuş” dedi. Sakince, “iyi” dedim. Kapıya yöneldim, kapıdan çıkarken, sağ
olsun, aynı bayan, “geçmiş olsun” demeyi ihmal etmedi. Ben de, “geçmedi ki”
diye cevapladım.
TALEP, ÖNERİ
ve GÖRÜŞLERİM
1. Hastanede
yaşadığım sıkıntıları gayet kısaltarak, özetleyerek anlattım. Aslında,
problemlerim ve onların yarattığı öfke ve hayal kırıklığı anlatılacak gibi
değil. Bu sıkıntıları tekrar yaşamak istemiyorum. Hastaneye MR için tekrar
gelmek, o cihaza tekrar girmek istemiyorum. Bunun için o MR çekiminin
bulunmasını talep ediyorum.
2. Yeniden
damar açtırmak, ne olduğunu bilmediğim o ilacı yeniden damardan almak
istemiyorum.
3. Çok zahmetli
olan, çok pahalıya mal olan, oradaki işlemler için “saniyelerin” bile
çok değerli olduğu, uzmanlarının da zor yetiştiğini tahmin ettiğim MR
cihazından bir çekimin bu kadar kolay kaybolmaması gerektiğini düşünüyorum.
Diyelim ki biz hasta veya görevliler bir hata yaptı, VERİLER yine de
kaybolmamalı… Her halükârda, çekilmiş olan VERİLERİN birkaç yerde birden
arşivlenmesi aklın gereğidir diyorum. MR’ın kaybolması bana İNANILMAZ geliyor.
4. Hastaneyle
iletişim bu kadar zor olmamalı. Telefonla derdimi anlatacak bir muhatap
bulamıyorum, GÖRÜŞ-ÖNERİ FORMU’na yazdığım iletiye cevap alamıyorum.
5.
NOT: Genç
doktorlar dâhil, hastane personelinin çoğunluğu biz yaşlılara SEN diye hitap
ediyor. Bize, SİZ diye hitap edilmesini tercih ederiz. SİZ diye hitap eden
nazik görevlilere teşekkür ederim.
----------------------------------------------------------------------
(*): Dr. David Burns,
Birlikte İyi Hissetmek, Psikonet Yayınları,S. 158-159
x x x
İLGİLİ YAZILAR
“DİNLEMEK, KOLAY BİR İŞ
DEĞİLDİR”
İlacın Tehlikeli Yan
Etkileri ve TÜRK’ÜN GELECEĞİ
[email protected]