İsmail Hakkı CENGİZ

İZMİR / BAYRAKLIih.iyiinsan.com

GENEL HABERLER’DE DEVRİM

Haberlere yeni bir anlayış

Makale

Haset, Kıskançlık, Özgüven, Şükran

2024-08-05 00:00:00
Okunma: 1 | Yorum: 0

Haset ve kıskançlık kavramları
ya eşanlamlı olarak kullanılıyor veya dünyada sadece kıskançlık varmış, haset
yokmuş, kimse haset etmezmiş gibi, haset görmezden geliniyor. Oysa, haset,
hepimizin sık sık kapıldığı, kıskançlıktan farklı, daha yakıcı ve yıkıcı bir
duygu… Hasedin ne kadar yaygın ve yıpratıcı bir duygu olduğunu, kendimin de bu yakıcı duyguyu
gençken daha sık olmak üzere, zaman zaman yaşamış olduğumu, Haset ve Rekabet
adlı kitabı okuduğumda fark ettim.

Hem hasedi hem kıskançlığı hem
de bunların sonucunda ortaya çıkan rekabeti kısaca açıklayan aşağıdaki bölümü
okuyalım:

“Haset etmek acı verir çünkü:

Eksiklik duygusu, küçük düşme,
değersizlik duygularına ve özgüven kaybına yol açar. İçerleme, kırgınlık,
kızgınlık, öfke, hırs, intikam, nefret gibi duygular haset nedeniyle yaşanır.
Saldırganlık, yok etme, zarar verme, ortadan kaldırma arzusu gibi ilkel
dürtüler harekete geçer. Bu dürtüler nedeniyle iç kargaşa, huzur kaybı,
saldırganlık, suçluluk, kaygı, korku gibi çapraşık ve zorlayıcı duygular
yaşanır.

Hasete kıyasla kıskançlık, var
olanı kaybetme korkusudur. Sevgi, dikkat, özen, pozisyon, statü, dostluk,
arkadaşlık, yakınlık gibi özel ve önemli durumları, başkasının devreye
girmesiyle kaybetme korkusu kıskançlığı üretir.

Rekabet ise haset ve/veya
kıskançlığın sonucunda ortaya çıkan bir çakmak ateşi gibidir.” (Leyla Navaro, Haset
ve Rekabet, Remzi Kitabevi, S. 16)

Haset öyle yakıcı ve yıpratıcı
bir duygu ki haset etme dolayısıyla yaşadığımız, “iç kargaşa”, “huzur
kaybı”, “çapraşık ve zorlayıcı duygular”ın insan sağlığını ne kadar
bozacağını, zihni nasıl meşgul edeceğini ve takıntılara yol açacağını,
uykuların kaçacağını, bunun sonucunda ruhsal dengenin nasıl bozulacağını hesap
edin!

Açıklama, haset etmek, “özgüven
kaybına yol açar” diyor. Kitabın başka bir yerinde de zaten, özgüveni zayıf
olanların haset etmeye eğilimli olduğunu yazıyor. Özgüveni zayıf olan kişi bir
de haset edince özgüveni ne hale gelir? Kendine saygısı hatta sevgisi kalır mı?
Kendi kendine bile çekilmez biri olmaz mı? Haset, böyle zehirleyici bir duygu.

Peki, özgüven neden zayıf olur?
Özgüven eksikliği, başarı duygusunun eksikliğinden kaynaklanır. Kendini
başarısız ve tatminsiz hisseden kişinin özgüveni zayıf olur ve bu kişi,
kimsenin başarılı olmasına tahammül edemez.

Navaro’nun bu konudaki çarpıcı
tespiti şöyle: “Kader birliğine tahammül, herkes benzer yazgıyı paylaştığı
sürece geçerlidir. Kaderini değiştirmek, daha elverişli, olanaklı duruma geçmek
toplumun kolektif bilinçaltında âdeta köklerine ve ortak yazgısına ihanetmiş
gibi algılanır. Daha iyi konuma geçebilmiş birey adına sevinç duyup ona destek
olunacağına, bunu becermiş kişiye haset duymak çoğunlukla baskın gelir.

Kaderini değiştiren kişi kendi
toplumunda hayranlık/nefret ikilemini doğurur, hakkında asıllı ve asılsız
dedikodular çıkarılarak ona, gerçek ve gerçekdışı hikayelerle bir nevi aforoz,
yani dışlanmışlık yaşatılır.” (AGE, S. 127)

Haset eden kişi, haset
ettiğine zarar vermek ister. Bunu nasıl yapar? Birtakım silahlarla… Kitaba
göre, “Fark edilmek önemlidir. Rakiplerini bu özgüven verici hazdan mahrum
etmek isteyen kişiler, görmezden gelme, YAPTIĞINI GÖRMEME, bakmama yolunu seçer
ve bu bakış esirgenmişliğini bir silah gibi kullanır.

 …

Dolaylı-saldırgan laf atmalar,
kinayeler, ayağını kaydırma, gizli sabotaj, yaptıklarını baltalama, yardım
esirgeme, dedikodu gibi davranışlar haset edenin vazgeçilmez silahlarıdır.” (AGE,
S. 116-117)

Bunlar içindeki, “yaptığını
görmeme” ve “yardım esirgeme” silahları bana çok ilgi çekici ve
sanki tanıdık geldi? Yapılanı görmezden geliyor, YOK sayıyorsunuz. Yardım
edebilecek durumdasınız ama etmiyorsunuz, yardımı esirgiyorsunuz! Sebep? Çünkü o
kişiye haset duyuyorsunuz. Haset ateşi yakıyor içinizi.

HASETTEN NASIL
KORUNABİLİRİZ?

Şükran duygusuyla,
şükredebilerek, şükretmesini bilerek…

Böyle bir şükran duygusunun
haz almakla, mutluluğu derinden hissetmekle ilgili olduğunu düşünüyorum.
Navaro’nun, Klein’den aktardığıne göre; “Haz ve keyif alabilme şükran
duygusunun temelini oluşturur.” (S. 18)

Yani, haz ve keyif almadan
dile getirdiğimiz, dildeki, ağızdaki şükür, şükrediyor gibi görünmek, samimi ve
bilinçli bir şükran duygusu değil, sözde şükretmek olur. Dolayısıyla, bizim ruh
sağlığımıza, özgüvenimizi yükseltmemize de bir faydası, katkısı olamaz.

Navaro, “Hasetin Panzehiri;
Doygunluk ve Şükran” başlığı altında şunları söylüyor:

“Özgüven gibi doygunluk (tatmin)
ve şükran duyguları da hasede panzehir gibidir. Haset ne kadar yokluk ve
eksikliğe odaklıysa, şükran duygusu da o denli kişinin kendine, doygunluk ve
varlığına odaklıdır. Şükran duygusunu geliştirmenin kişinin hayatındaki kalıcı
etkilerini inceleyen klinik araştırmalar, bu duygunun kan basıncını azalttığı,
bağışıklık sistemini güçlendirdiği, mutluluğu artırdığı kadar, YARDIM, İŞ
BİRLİĞİ ve CÖMERTLİĞE de katkıda bulunduğunu kanıtlamaktadır.” (S. 56)

Bu açıklamalardan, şükran
duymanın mucizevi etkileri olduğunu öğreniyoruz. Ama nasıl bir şükran duygusu? Hayattan
haz ve keyif alabilme sonucu, içten gelen, içselleştirilmiş, bilinçli,
bilinçaltına işlemiş, derinleşmiş ve derinden gelen samimi bir şükran duygusu.

x   x   x

İLGİLİ YAZILAR

İNSAN NE İSTER?

TATMİNSİZLİK, ŞÜKÜRSÜZLÜK

AÇIKÇA İLN EDİYORUM

DİKKAT: Bu
uzun bir yazıdır. Sonuna kadar okumadan kızmayın, yargılamayın, hüküm
vermeyin. Sonuna kadar okuyun önce, ondan sonra boynum kıldan ince.

ÖFKE Nasıl YAPICI Bir Hâle
Dönüştürülür?

DUA-Meditasyon, Kendini
DİNLEME, Kendinden KAÇMA!

[email protected]

<- Makale listesine don

Yorumlar

Henuz yorum yok.

Yorum Yaz