70’ndeki ÇOCUKLAR
Yetmişindeki derken, yetmiş
yaşına doğru gelmekte olan kendi kuşağımı ve bugün yetmiş yaşındaki hatta o
yaşı da aşmış olan kimilerini kastediyorum.
Çocukluk derken, insanın bir
tarafının çocuk kalmasından, çocuk neşesinden bahsetmiyorum, olgunlaşmadıklarından,
ham kaldıklarından söz ediyorum.
Hayatlarının sonbaharı hatta
kışını sürmelerine rağmen, bu insanların tavır ve davranışları, bişey sorduğun,
bişey istediğin zaman öne sürdükleri mazeretler, hele övünmeleri o kadar
çocukça oluyor ki bunlara kızmalı mı, gülmeli mi, acımalı mı bilemedim! Belki
hepsi birden!
Fakat bu çocukluğu nasıl izah
etmeli? Bunların büyümesinden, olgunlaşmasından artık ümit kesmeli mi? Öyle ya,
artık önlerinde büyüyecekleri, yetişecekleri bir zaman dilimi kalmış mı?
Nasıl bu kadar ben merkezli,
kendilerine odaklı olabiliyorlar?
Niçin bu kadar kendilerini
övme ihtiyacı duyuyorlar? Kendilerini saatler boyunca överken, karşısındakini
sıktıklarını, usandırdıklarını nasıl göremiyorlar?
Muhataplarının niçin hiçbir şeylerini
merak etmez, en basit sorularla onlara da bir konuşma, kendini ifade fırsatı
vermezler? Üzülecekleri, kıskanacakları bir cevap gelmesinden mi korkarlar?
Hele cimrilikleri!
Yoksa bütün o çocukça tavırların,
mazeretlerin, kendilerini övmelerinin, muhataplarına hiç söz hakkı
vermemelerinin sebebi de cimrilikleri midir?
Büyük ihtimalle cimriliktir!
Bu cimrilik, sadece, cepten
para çıkmasın cimriliği değil. Evet, o zaten var…Yüz bin liralık uçak
biletinden bahsedenlerde bile misal, bir çay ısmarlamak için cebinden 20 lira
çıkaramamak hastalığı var.
Öte yandan, başka bir cimrilikleri daha var: Diyelim, bir kitap
hediye ediyorsun, onu kabul etmiyor. Bu nasıl anlaşılmalı? Çünkü eğer o kitabı
hediye olarak alırsa, ben mutlu olacağım. Bu küçücük mutluluğu bana kendi
eliyle “vermek” istemiyor. Fakat asıl, başka bir şey vermekten kaçınıyor… Eğer
kitaba elini sürerse, alıp çantasına koyarsa, o kitabı, köşeyi dönünce çöp
kutusuna atsa bile benim bir kitap yazarı olduğumu kabullenmiş olacağından, bana
bir “”yazar” payesi “vermiş” olacağından korkuyor. Kendisiyle aynı yaştaki
arkadaşına, kendisinde olmayan, “yazarlık” payesini, rütbesini “vermek”
istemiyor. Bu “çocukların” kıskançlığı, cimriliği bu: Verememek!
Aylık gelirlerinin binde birini bile cepten çıkaramadıkları
gibi, mutluluk, neşe, sevinç de veremiyorlar. Bunlar mebzul miktarda hüzün,
kasvet, gam, keder, sıkıntı verebilirler… Ama “vefa” veremezler. “Huzur” veremezler.
“Ferah” veremezler.
x x x
TAVSİYE
Ben CÖMERTLİĞİN
Meftunuyum, Hayranıyım
Riya, Himalaya!
Bir VEFA, Destek,
Samimiyet ve İnsaniyet Hikâyesi
AÇIKÇA İLN EDİYORUM
(genelhaberler.com)
DİKKAT: Bu uzun bir
yazıdır. Sonuna kadar okumadan kızmayın, yargılamayın, hüküm
vermeyin. Sonuna kadar okuyun önce, ondan sonra boynum kıldan ince.
[email protected]