İsmail Hakkı CENGİZ

İZMİR / BAYRAKLIih.iyiinsan.com

GENEL HABERLER’DE DEVRİM

Haberlere yeni bir anlayış

Makale

BEYİN, Kâinat; Ölçülemeyen Cennet

2025-01-19 00:00:00
Okunma: 1 | Yorum: 0

Beynim
bayram etti. Çünkü beynim, arka arkaya, kendisiyle ilgili iki eserle buluştu.
Birincisi, Dr. Frank Vertosick Jr.’ın, TÜBİTAK Yayınlarından
çıkan, “Beynine Bir Kez Hava Değmeye Görsün” adlı kitabı. Diğeri,
sevgili dostum Zafer Güder’in dijital olarak gönderdiği, Prof. Dr.
Türker Kılıç’ın, “Bağlantısallık ve Yaşamdaşlık” adlı kitabı… Her
iki yazar da beyin cerrahı… Beyni enine boyuna, her yönüyle incelemiş bilim
insanları.

Kendisini
anlatan kitapları okumaya hazırlanırken beynim mutlu oluyor. Kendinin
derinlemesine tanıtılmasından, kendisiyle ilgili sorulara cevap bulmaktan kim
memnun ve mutlu olmaz?

Vertosick’in
yazdıkları bir öyküye hatta romana konu olacak nitelikte… Onun yazdıklarını
sonraya bırakalım. Şimdi, Prof. Türker Kılıç’ın kitabından ilginç gözlem ve
tespitleri paylaşalım, onunla ilgili görüşlerimi sunayım ve biraz da
sorgulayalım!

Kitapta
ilk dikkatimi çeken ve zihnimde derin bir iz bırakan iddia; “insan beyninin
insanüstü yeteneklere sahip olduğu” iddiası ve peşinden gelen,
"insanüstü zekâ" kavramı oldu. Çok ilginç değil mi: İnsanın
içinde, insanın bir parçası ama insanüstü! Demek ki hepimiz aslında,
kafataslarımızın içinde insanüstü bir değer, büyük bir zenginlik taşıyoruz.
Ancak büyük çoğunluğumuz bunun farkında bile değiliz! Farkında olmadığımızı
nereden biliyorum? Çünkü farkında olsak kullanırdık. Kullandığımız zaman da
bugünkü halde olmazdık. Kişi olarak, toplum olarak bugünkü halde olmazdık.



Prof Kılıç; bizi yeni bir
kavramla tanıştırıyor: YAŞAMDAŞLIK! 
Buna göre, “toplum birbirinden ayrı bireylerin toplamıdır
anlayışından, toplum bireysel ağlardan ve topluluklardan oluşur” tespitini
yapıyor. “Birlikte bilmek, birlikte merak etmek” gerektiğini
savunuyor. “MERAK, yaşamdaşlığın en önemli özelliğidir” diyor.

Kılıç, bilinci, “seçim yapabilmek” diye
tanımlıyor. Ona göre, yaratıcılık da “daha önce yapılmayan ve yaşanmayan”dır.
Beyin ise, “yaşam yaratan organdır.”

YAPAY ZEK için, “tanım gereği, yapay zekâ, bilgi
işleyen ve seçim yapmayı öğrenen bir bilgi sistemi olduğu için BİLİNÇLİLİK
özellikleri taşır” diyor.

Değerli bilim insanı,
ayrıca, şunları söylüyor: “Yaşamımızı belirleyen esas unsur madde değil,
enerjidir. Enerji maddeyi yaratır.

Yaşamdaşlığın yeni bir hukuk
anlayışı olacak; buna EKOLOJİK HUKUK diyenler var.

İYİLİK ve YARATICILIK: Yeni
uygarlığı üretebilmek için şart!  Buna,
zekâ ve çalışkanlığı eklemek gerekiyor.

On yıllık bir çalışma
sonunda, insan beyninin simülasyonunu elde etme amacının ulaşılamaz bir hedef
olduğu ortaya çıkmıştır.”

Bunların hepsi benim aklıma
yatıyor. Hocayla hemfikirim, onu destekliyorum.

Kılıç Hoca, bizi yepyeni bir
kavramla daha tanıştırıyor: Laniakea! Bu kelime Hawaii dilinde, “ölçülemeyen
cennet” anlamına geliyormuş. Kitaptan anladığım kadarıyla, Hoca bunu, 20
milyar galaksilik kâinatı tanımlamak için kullanıyor. Bunu da beynimizle
ilişkilendiriyor. Yani “insanüstü” beynimiz, her bir beyin, birer “laniakea”.
Peki insan çocuğu bu zenginliğin kıymetini biliyor mu? Hayır! Çünkü bilse
ondan yararlanır, onu kullanırdı.

İnsan beynini
neden kullanmaz?

Herhalde bedava olduğundan.
Bişeyin kıymeti olması için illa parayla ölçülmesi, çok çok çok pahalı olması
lâzım! Tanrı, bu inanılmaz zenginliği kafataslarımızın içine bedavadan
yerleştirince hiç kıymeti ve önemi olmuyor anlaşılan.

Bedava deyince, çok faydalı
ama bedava olduğu için hiç iltifat görmeyen bir zenginlik daha var: Oksijen! Derin
nefesle içimize doldurabileceğimiz oksijen. Bunu TV kanalları, sosyal medya,
gazeteler o kadar çok anlattı ki bilmeyen kalmadı. Ama uygulayan var mı? Pek
yok!

Haplardan mucize bekliyoruz.
Bir hap atacağız, ağrımız-sızımız kalmayacak, 25 yaşlarımıza dönecek,
atik-tetik dinç ve enerjik olacağız. Olmuyor, hapı yuttuğumuzla kalıyoruz.
Oysa derin nefes egzersizleri mucizeler yaratıyor! Tabii o da bedava… Onun
için onu uygulamak da hiç aklımıza gelmiyor. Hiç değerli değil!

Tekrar kitaba dönelim:
Türker Kılıç, sayısı 100 milyar olarak öngörülen beyin hücrelerinin meydana
getirebileceği beyin kapasitesini 2 üzeri 100 milyar olarak veriyor. Oysa ben
beyin kapasitesinin 100 milyar üzeri 100 milyar olması gerektiğini
savunuyorum. Gerçi, her iki halde de ortaya hesaplanması imkânsız rakamlar
çıkıyor ama benim hesaplamamda, daha ilk çarpımda devasa bir rakam elde
ediliyor.

Türker Hoca, fikirlerinin Spinoza
ve Mevlana’nın öğretilerine yakın olduğunu, onların da kendi
söylediklerine benzer şeyler söylediğini dile getiriyor. Kitapta,
“Spinoza’nın anlamak ve bilmek sevincine uzanan akılcılığı”yla kendi
tezlerinin yakınlığını vurgulayan Kılıç’ın, Mevlana’nın hangi öğreti veya
akılcılığını kendi düşüncelerine yakın bulduğunu anlayamadım. Nitekim Mesnevi’nin
hiçbir yerinde, Mevlana’nın “bağlantısallık ve yaşamdaşlık”la ilgili bişeyden
bahsettiğini de hatırlamıyorum.

Burada yazdıklarımız çok
kısa bir özet… Prof. Türker Kılıç’ın eseri mutlaka okunmalı. Kitabı bana
göndererek bu büyük zenginlikten yararlanmamı sağlayan değerli dostum Zafer
Güder’e yürekten teşekkür ederim.

x   x   x

İLGİLİ YAZILAR

BEYİN Ödüllendirir ve
Cezalandırır

DERİN NEFES
Uygulaması Her Derde DEVA mı?

 

[email protected]

 

<- Makale listesine don

Yorumlar

Henuz yorum yok.

Yorum Yaz