Yaşlıya Bakmak: Sevgi, Sabır, Onur, Erdem
Yaşlanmanın cilveleri,
bedelleri var: En önemli bedeli güçten düşmek, sık sık hastalanmak, acil
servislik olmak, kendi işlerini görememek ve birine, birilerine muhtaç olmak!
Hepimiz, yukarıda özetlediğim
duruma düşmeye adayız. Bikere, bunu daima hatırda tutalım.
Öte yandan, kendimiz de
yaşlandığımız halde, önümüzde bizden yaşlı bir yakınımız, anamız-babamız varsa
ona bakmak, elbette bize düşer.
İş başa düştü… Peki o vakit
nasıl bakmalı? Bir yaşlı büyüğümüze bakarken başımıza neler gelir? Yorulur
muyuz? Öfkelenir miyiz? Usanç mı gelir? Zaman zaman tiksinir miyiz? Sosyal
hayatımız felç mi olur? Sağlığımızı kaybedebilir miyiz?
Evet, hepsi ve daha fazlası
olabilir!
Öyleyse, bunların üstesinden
nasıl geleceğiz? Nasıl gelebileceğiz?
Birincisi, her şeyden önce,
işe “sevgiyle” başlamamız, olaya sevgiyle bakmamız lâzım! Sevgiyle
başlanan ve severek yapılan hiçbir iş insana yorgunluk vermez. Bıkkınlık
vermez. Bunun en iyi örneğini, anneyle bebeği arasındaki “bakım” ilişkisinde
görebiliriz. Bebek, neredeyse her an anneye eziyet eder, âdeta annesini yıldırır.
Ama anne yılmaz. Asla yılmaz. Asla bıkmaz, usanmaz. Asla yorulmaz. Çünkü bebeğe
duyduğu sevgi her türlü zorluğun, yorgunluğun üstesinden gelmesini sağlar.
Yaşlı da artık bebek gibidir.
Anne-baba bebek, evlat anne-baba olmuştur. Şimdi, “bakma” sırası
evlattadır. Evlat, “evlat”sa, anne-babanın kendisine baktığı gibi,
sırası gelince, o da anne-babasına aynı sevgiyle bakar.
Yaşlı, bebek gibi, düşünemez,
aklında tutamaz, tekrar tekrar sorar, tekrar tekrar ister, şimdi istediğini
biraz sonra reddeder.
Bunlara ve aşağıda sıraladığım
bıktırıcı davranışlara karşı sınırsız bir sabırla yaklaşmak lâzım!
Sabah kalktığında, “uyudun
mu?” sorunuza, “uyudum” diye cevap verir. Öğleden sonra, “ben dün
akşam hiç uymadım” diye şikâyet eder.
Tuvaletten sonra musluğu iyice
sıkmaz, elektriği açık unutur. Sonra, “musluk kapanmıyor, her şey bozulmuş” diye
şikâyetçi olur.
Kahvaltıda, yemeklerde dün
iştahla yediği yiyeceği bugün hiç canı istemez. Ağzından yemek artıklarını
çıkarıp tabağa veya masaya bırakır. Bunlardan tiksinmeli miyiz? Belki! Fakat
düşünmeli: Biz bebekliğimizde onu tiksindirecek neler yaptık acaba? O bizden
tiksindi mi? Demek tiksinmemeli, tiksindiğimizi belli etmemeliyiz.
Belki kullandığı çok çeşitli
ilaçlardan, belki ihtiyarlığından veya her iki sebepten, yaşlının ağzının tadı
kaçacaktır. Misal, en çok sevdiği peynirin tadını bitürlü bulamayacaktır. En
iyi peynirleri aldıracak, her birini tattıktan sonra, “zehir bu zehir”
diyecektir. Bunu anlayışla karşılamak lâzım. Durumu bir kere anlattıktan sonra
ona hak vermek lâzım! “Senin ağzının tadı yok” gibi onu kıracak
ifadelerden kaçınmak lâzım.
Pek çok konuda eskisi kadar
hoşgörülü olmayacak, yepyeni huylar, söylemler edinebilecektir. Yaşlıyla
kat’iyen tartışmaya girmemelidir. Onun amacı, birilerini suçlamak değildir,
amacı, büyük bir ihtimalle sadece konuşmak, içini dökmektir. Sessizce dinlemek,
çoğu zaman en iyisidir. Yaşlı, konuşup rahatlayacaktır.
Ağır işitecek, zor
algılayacaktır. Her sözünüzü en az iki kez tekrar ettirecektir. Bazen,
söylediğiniz tek kelimeyi bitürlü anlayamayacak… Söz gelimi, “kebap”
kelimesini anlayamayacak, size tekrar tekrar “hıı”, “hıı”, “ne dedin?” diye
soracak, siz yedi kez tekrarladıktan sonra, “yaa, ben kabak filan yemem”
diyecektir.
Ona en iyi şekilde baktığınız,
elinizden gelenin fazlasını yaptığınız halde, bazen sizi suçlayabilir. Böyle
durumlarda savunmaya geçmeye gerek yoktur. Yine sessizce dinlemekle
yetinilmelidir. Çünkü biraz sonra aynı yaşlı size hayır-dualarını yağdırabilir.
Size sık sık hayır dua eder.
Ona baktığınız için sizi, işinizden-eşinizden uzaklaştırdığı için suçluluk
duyabilir, eksikli olur ve bunu da size söyleyebilir. O durumda, yaşlıya
bakmaktan rahatsız olmadığımızı, biz küçükken o bize nasıl aylar, yıllar
boyunca bakmışsa, şimdi sıranın bizde olduğunu, ona bakmaktan “onur”
duyduğumuzu samimi bir dille ifade etmeli, onun bu konuda kendisini iyi
hissetmesini sağlamalıyız.
Sık sık kendini kötü
hissettiği olacak, doktora, hastaneye gitmek isteyecektir. Doktordan ve haptan
mucizeler bekleyecek, bir hapın kendisini 25 yaşına döndürmesini umacaktır. Buna
anlayış göstermeli, doktor-hastane istekleri mümkün olduğu kadar yerine
getirilmelidir.
Zaman zaman acil servise
gitmek zorunda kalacaksınız. Orada kendi rahatsızlığını ifade etmekte güçlük
çekecek. Siz sesi, dili olacaksınız. Orada beklerken veya başka bir ortamda
kusabilecektir. Takma dişlerini eteğinde biriken kusmuğuna düşürebilecektir. O
dişleri oradan alıp tertemiz kendisine teslim etmek size düşecektir. Bunlara
fikren ve fiziken hazırlıklı olmalı, yanımızda naylon torba ve bol miktarda
peçete bulundurmalıyız. Tiksinmemeliyiz. O durumda da kendisini iyi
hissettirmenin yolunu bulmalı, asla yaşlıyı suçlamamalıyız.
İnsanız. Etten, kemikten,
sinirden yaratılmışız… Tabii bazen, öfkeleniriz, yaşlı bizi çok
öfkelendirebilir. Öfkemizi ona asla yansıtmamalıyız. Bu, işleri daha kötü bir
hale getirir. O durumlarda, yaşlının hatta kendimizin altı ay ömrümüzün
kaldığını düşünelim. Eğer o kadar az vakti veya vaktimiz kalmış olsaydı nasıl
davranırdık? Neyin önemi ve önceliği olurdu? Vakti o kadar az kalmışsa kızmak,
öfkelenmek insafa sığar mı?
Evde, günlük yaşayış, mümkün
olduğu kadar sağlıklı şartlardaki gibi sürdürülmeli. Yatma-kalkma saatleri,
öğünler, çay saati, misafir kabulü eskiden olduğu gibi uygulanmalı. Yaşlının
üstü-başı, bardağı-tabağı her şeyi tertemiz olmalı. Ortalık derli toplu
bulundurulmalı, ortada, mutfakta kirli çatal-kaşık, tabak …vs. bırakılmamalı.
Kirli bulaşıklar hemen bulaşık makinesine yerleştirilmeli. Makine sık sık, en
geç iki günde bir çalıştırılmalı.
Yaşlıya mümkün olduğunca çok
müzik dinletilmeli. Yumuşak, kulağa hoş gelen melodiler, ezgiler ona iyi
gelecektir. Bunun için TRT Müzik kanalının ideal olduğunu düşünüyorum. Gerilimli
sahne ve programları seyretmesinden kaçınılmalıdır.
KİLO ALABİLİRSİNİZ,
SAĞLIĞINIZ BOZULABİLİR
Yaşlının canı pek çok şey
çeker, hepsini aldırır, pişirtir. Fakat önüne geldiğinde o yiyeceklerin çoğunu
içi almaz veya çok azını yer. O yiyeceklerin çoğu size kalır. Onun için sizin
porsiyonlarınız da yaşlınınkiler de bebek porsiyonu kadar küçük olmalıdır. Yedikçe
takviye edilebilir. Yemek yemesi düzensiz ve çok çeşitli olduğundan, siz de ona
uyacağınızdan, bu düzensizlik kontrolsüz kilo almaya yol açabilir.
Spor etkinlikleriniz ve hatta
yürüyüşe çıkmanız bile aksayacağından, hareketsizlik hem kilo almaya hem de
sağlığın yavaş yavaş bozulmasına sebep olabilir.
Dolayısıyla, böyle bir hayat
tarzı uzun süre devam ettirilemez. Hastaya bakan kişi en fazla bir ay sonunda
bakımı bir başka yakınına bırakmalıdır. Yaşlıya bir ay boyunca bakmış olan kişi
en az on gün dinlenmelidir.
ERDEM
Yaşlıya hakkıyla, sabırla
bakabilirsek bu bizi olgunlaştırır. Daha olgun bir insan oluruz. Erdemli bir
davranış göstermiş oluruz. Erdemimiz artar.
x x x
Öneri
SABIR Ne Demek? SABRIN
Kıymetini Bilmek!
[email protected]