İsmail Hakkı CENGİZ

İZMİR / BAYRAKLIih.iyiinsan.com

GENEL HABERLER’DE DEVRİM

Haberlere yeni bir anlayış

Makale

Şaşırtıcı Bir Öykü: ÇAĞLA ve AYBEN Abla

2025-05-25 00:00:00
Okunma: 1 | Yorum: 0

Sandıklı… Ellili yıllar…
Besici-kasap olan Cömertler sülalesi… O yıllarda bu sülalenin en yaşlı üyesi
kırklı yaşlarındaki Çağrı Cömerttir. Çok dindar olan Çağrı’nın çocuğu yoktur.
Bundan sonra olması da beklenmemektedir. Çağrı ve eşi, sevimli, güzel küçük bir
kızı evlat edinirler. Kızın adı Çağla’dır.

Ellili yılların sonuna doğru,
Çağrı’nın kendisinden yirmi yaş kadar küçük emmioğlunun bir oğlu olur. Bu çocuğa,
tereddütsüz ve tartışmasız Çağrı adı konulur.

Çocuğu olmayan abi veya
emmioğlunun ismini çocuğuna koymak, sülalede birbirine bağlılığın, saygı ve
samimiyetin en açık göstergesiydi.

Çocuğu
olmayan Çağrı Emmi’ye sülalenin bütün çocukları, önce, “Çağrı Baba”, Hacca
gidip geldikten sonra ise “Hacı Baba” diyordu. Hacı Baba’nın evlatlığı Çağla
ile Çağrı, birbirine yakın evlerde abla-kardeş gibi büyüdüler.

Aradan
yıllar geçti. Erken doğanlar öldü. Çocuklar büyüdü. Önce, çoluk-çocuğa karıştı.
Sonra, torun-torba sahibi oldular. Eğitimlerine veya yaptıkları işlere göre
kimi Sandıklı’da kaldı, kimi ilçe dışına gitti. Fakat ilişkiler, yakınlıklar
korunuyor, her fırsatta bir araya geliniyor, düğünler, bayramlar mümkün
olduğunca birlikte kutlanıyordu. Sülalenin bireyleri bazen yıllar sonra bir
araya gelince, birbirlerini ne kadar özlediklerini ne kadar sevdiklerini söyler,
birbirlerine sıkı sıkı sarılır, hasret giderir, koyu sohbetlere dalardı.

Küçük Çağrı
da büyüdü, okudu, çalıştı hatta emekli oldu. Emekli olduktan sonra sıkı bir
çevreci oldu. TEMA’da çevre eğitimleri aldı. İklim krizi, erozyon-çölleşme,
enerji israfı ve tasarrufu, plastik felaketi gibi konularda hem eğitiliyor hem
de eğitim veriyordu. Yıllar geçtikçe felaketin boyutlarının inanılmaz olduğunu
gördü. Birikimlerini kitaplaştırarak kitleleri uyarmak ve çevre felaketini
önlemeye katkıda bulunmak istedi.

Kitap,
ulusal bir yayınevinden çıktı ve uluslararası bir satış sitesinde satışa
sunuldu. Tanınmamış bir yazar olduğundan kitabını kendisi tanıtmak zorundaydı. Her
türlü imkân ve fırsatı kullanarak, zaman içinde binlerce kişiye ulaştı. Tabii
en fazla desteği en yakınlarından, “akrabalarından” bekliyordu.

Eşinin
akrabalarından destek geldi. Kendi yakın akrabalarından gelmedi. Tabii
desteği, başta öğretmenler olmak üzere, özellikle üniversite mezunu
akrabalarından bekliyordu. Destek gelmedi.

Yakın
akrabalarından gelmiyordu ama babaannesinin bir yakını olan, Çağrı’nın ancak
emekli olduktan sonra, İzmir’de tanıştığı bir uzak akrabadan Ayben Abla’dan
sık sık destek geliyordu. Ayben Abla, kitap çıkar-çıkmaz, “onu istiyorum,
gönder” diyordu.

Bu
arada, Çağrı başka kitaplar kaleme aldı. Hepsini, aynı şekilde kendisi
tanıtmaya çalışıyordu. Akrabaları hiçbirisiyle ilgilenmiyordu. Bilmiyor,
duymuyor, görmüyor, ÜÇ MAYMUNU oynuyorlardı.

Çağrı
son kitabı YÜZLEŞME’yi de yine sosyal medyada duyurdu. Akrabalardan yine
tık yok! Derken, uzun süredir görüşmedikleri bir akrabasından ses geldi. O
akraba, yetmişini geçmiş olan, aslında sosyal medyada neredeyse hiç gözükmeyen
Çağla Abla’ydı. Çağla Abla aynen şöyle diyordu: “Kitabın hayırlı olsun.
Nereden alacağız, yerini söyle!”

Çağrı,
Çağla Abla’sının bu desteğine çok şaşırdı. Çok duygulandı. Vay canına, kan bağı
olan en yakın akrabalar(!)dan tık yoktu. Ama kan bağı olmayan akrabası, ablası
büyük bir duyarlılık gösteriyordu.

Birkaç
ay önceki tespiti doğrulanıyordu. O tespit şuydu: Kan bağıyla oluşan akrabalık
bizim irademizin dışında meydana gelen bir yakınlıktı! Akrabalarımızı biz
seçemiyorduk. Babamızın-anamızın kan bağı dolayısıyla kuzenlerimiz,
yeğenlerimiz oluyor, onlarla güya akraba oluyorduk. Akraba oluyorduk ama DOST
olamıyorduk.

Göründüğü
kadarıyla, Çağrı’nın, ne yazık ki hiçbir akrabası ona dost olmayı tercih
etmemiş. Aylar-yıllar sonra karşılaştığı veya bir araya geldiklerinde,
akrabaların(!), “özledik, seni seviyoruz, yazılarını takip ediyoruz” gibi iltifatları
gerçek değilmiş. Demek Çağrı’nın yüzüne karşı başka, arkasından başka türlü konuşuyorlarmış!

Sözde
akrabaları kendimiz seçemiyorduk ama dostlarımızı kendimiz seçebiliyorduk. Çağla
abla onun öz ablasıydı. Aralarında kan bağı olmadığı halde öz ablası. Çağla Abla,
onun ilelebet gönlünü kazandı. Çağrı sık sık, “var ol Çağla Abla. Dualarım
daima seninle.” diye dualar ediyor, iyi dileklerini gönderiyordu.

Aynı
sosyal medya duyurusuna Ayben Abla’sından da destek gelmişti. Ayben Abla bütün
kitaplarını ve YÜZLEŞME’yi de çıkar-çıkmaz aldığı halde, “Çağrı o kitaptan
iki tane istiyorum, gönder” diyordu.

Çok
duygulanan Çağrı, Ayben Abla’sına da “değerli ilgine çok teşekkür ederim
Ayben Abla. Seni öz ablam olarak görüyorum” diye şükranlarını bildiriyordu.

x   x   x

TAVSİYE

AÇIKÇA İLN EDİYORUM

DİKKAT: Bu
uzun bir yazıdır. Sonuna kadar okumadan kızmayın, yargılamayın, hüküm
vermeyin. Sonuna kadar okuyun önce, ondan sonra boynum kıldan ince.

 

[email protected]

<- Makale listesine don

Yorumlar

Henuz yorum yok.

Yorum Yaz