İsmail Hakkı CENGİZ

İZMİR / BAYRAKLIih.iyiinsan.com

GENEL HABERLER’DE DEVRİM

Haberlere yeni bir anlayış

Makale

İSLAM: Muazzam Bir Ahlak Dini Ama...

2025-06-28 00:00:00
Okunma: 1 | Yorum: 0

Diyanet İşleri Başkanlığının
(DİB) 27 Haziran 2025 Cuma günkü hutbesi bir ahlak bildirisi… Birey ve toplumun
ahlakın zirvesine nasıl ulaşabileceğinin açık ifadesi. Bendenizin idealindeki
birey ve toplumun tanımı. Bu uyarılara uyan birey ve toplum mükemmel bir birey
ve toplum olur. Uzunca olan metin daha kolay ve dikkatle okunsun, daha etkili
olsun diye hutbenin bazı bölümlerini maviyle renklendirdim.

Okuyalım ve sonra değerlendirelim:

KAMU HAKKI
DOKUNULMAZDIR

Muhterem Müslümanlar!

Hayber’in fetih günüydü.
Müslümanlar o gün, büyük bir zafer elde etmişlerdi. Zaferin ardından sahabiler
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in yanında, canlarını feda eden şehitleri bir bir
anıyorlardı. Birinin adı zikredildiğinde Peygamber Efendimiz (s.a.s), o kişi
hakkında şöyle buyurdu:

“Hayır! Ben onu kamu malından
çaldığı bir hırka ile cehennemde gördüm.”

Allah Resûlü (s.a.s) bu
sözleriyle bizlere; kamu hakkını çiğnemenin Allah yolunda ölen bir kimsenin
şehit olmasına engel olacak derecede büyük bir günah olduğunu haber
vermektedir.

Aziz Müminler!

Kamu hakkı; ‘Hukukullah’tır;
Allah’ın hakkıdır, Rabbimizin bizlere emanetidir. Bu emanete sahip çıkmak,
Müslüman olmanın bir gereğidir. Kamu hakkına ihanet etmek; sadece bir haksızlık
değil, aynı zamanda bir zulümdür.

Kamu malı ise; topyekûn bir
milletin ortak menfaat alanıdır. Hiç kimse bu mallar üzerinde şahsi ve keyfi
bir tasarrufta bulunamaz. Kamu malı; sadece hayatta olanların
değil, henüz doğmamış çocukların, tüyü bitmemiş yetimlerin, bütün muhtaçların,
garip gurebanın da hakkıdır. Kur’an-ı Kerim’de ‘Gulûl’ olarak isimlendirilen
hazine, kamu, belediye, vakıf ve dernek mallarına el uzatmak; insanı dünyada
zillete, ahirette büyük bir azaba sürükleyen ağır bir vebal, büyük bir
günahtır. Nitekim Yüce Rabbimiz,  “…Kim, kamu malına ihanet ederse,
kıyamet günü, hainlik ettiği şeyin günahı, boynuna asılı olarak gelir...” buyurmaktadır.

Kıymetli Müslümanlar!

Hazineye, vakıflara,
derneklere, kamu kurum ve kuruluşlarına ait menkul veya gayrimenkulleri zimmete
geçirmek, işgal etmek ya da vasıflarını değiştirerek gayr-i meşru kazanç
sağlamak ateşten bir korla karnı doldurmaktır. Bu hususta Resûl-i Ekrem
(s.a.s)’in uyarısı gayet açıktır: “Hiç kimse hakkı olmayan bir karış toprağı
bile almasın! Eğer alırsa, kıyamet gününde Allah yedi kat yeri onun boynuna
dolar.”

Kamu imkânlarını
amacı dışında kullanmak, kamuya ait işleri yavaşlatmak ya da aksatmak, verilen
görevleri layıkıyla yerine getirmemek hem vebal hem de günahtır. Kamu
hizmetlerini sunarken insanlar arasında ayrım yapmak, tanıdığı kişilere öncelik
vermek, çalışma saatlerinde şahsi işlerle meşgul olmak, hak hukuk tanımamaktır,
günahtır. Yaptığı iş karşılığında aldığı ücretten başka, hak etmediği bir
ücret talep etmek harama el uzatmaktır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) bu
hususta bizleri şöyle uyarmaktadır: “Bir kimseyi bir işte görevlendirip
yaptığı işin karşılığı olarak ona bir ücret verdiysek, onun bu ücret dışında
alacağı her şey emanete hıyanettir.”

Değerli Müminler!

Hediye kisvesine bürünen her
türlü çıkar ilişkisi, cehennem ateşinden bir parçadır. Dijital mecralarda,
yazılı ve görsel medyada yalan ve yanıltıcı haberlerle manipülasyon yaparak
kamuyu zarara uğratmak haramdır. Bir kişinin
yapabileceği bir iş için birden fazla kişiyi işe almak kamu kaynaklarını israf
etmektir. Torpil yapmak ve yaptırmak, adam kayırmak ve kollamak,
gençlerimizin hayallerini çalmaktır. Bir takım kanuni boşluklardan
yararlanıp adeta gayrimenkul mafyası oluşturarak kamunun ve şahısların malına
haksız yere el koymak, sahte belgeler ve yalan beyanlarla bunları haksızca ele
geçirmek haramdır, zulümdür.

Aziz Müslümanlar!

Elektrik ve suyu
kaçak kullanmak, toplumun tamamının malına el uzatmaktır, haramdır.
Devletin; tarımda, hayvancılıkta ve ticarette verdiği destekleri amacı dışında
kullanmak, kamu hakkını ihlal etmektir, günahtır. Daha fazla destek almak için
olmayan tarlaları varmış gibi beyan etmek ya da vasıfsız tarlaları vasıflı
göstermek, büyük bir haksızlıktır, zulümdür. Değeri
düşsün diye çiftçinin ürününü tarlada bekleterek gerçek fiyatının altında
almak, fiyatlar artsın diye karaborsacılık ve stokçuluk yapmak, haksız yere
milletin malına el koymaktır, haramdır, günahtır.

İhtiyacı
olmadığı halde sosyal yardım almak, ailesinden kalan maaşı alabilmek için
resmiyette boşanıp gerçekte birlikte yaşamaya devam etmek, ateşten gömlek
giymektir. Naylon fatura ile vergi kaçırmak, sahte belgelerle mal
beyanını düşük göstermek haramdır, günahtır. Engelli muafiyetinden
yararlanılarak alınan aracı amacı dışında kullanmak, vergi imtiyazını istismar
edip bunu bir rant kapısına çevirmek kamu hakkını gasp etmektir, haramdır. Menfaat elde etmek için rüşvet alıp vermek ise Allah’ın
lanetine müstahak olmaktır. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s),

“Allah’ın
laneti, rüşvet verenin de alanın da üzerine olsun.” buyurmaktadır.

Kıymetli Müminler!

Dün, hicri 1447. yıla girdik.
Hicri yeni yılımız mübarek olsun. Yüce Rabbim, hicri yılımızı; ümmet-i
Muhammed’in birlik ve beraberliğine, bütün mazlumların felaha ermesine,
hatalarımızı gözden geçirip günahlarımıza tövbe etmemize, kamu hakkına dair
hassasiyetimizi yenilememize vesile kılsın.

Hutbemi, Peygamber Efendimiz
(s.a.s)’in şu uyarısı ile bitiriyorum:

“Kamu malından haksız kazanç
sağlayanlar için kıyamet günü ancak cehennem azabı vardır.”

x   x   x

DİB’nın bize hatırlattığı
İslam’ın ölçülerine bakar mısınız? İslam’ın, özetinin özeti olan ahlak
kurallarına bakar mısınız? “Müslümanım” diyenler, bırakın İslam’ın diğer
kurallarını, sadece şu bir sayfada özetlenen ahlak ilkelerine uysalar, her bir
Müslüman nasıl bir ahlak abidesi olur? O Müslümanların vücuda getirdiği
toplum nasıl bir ahlak timsali olur? Öyle bir toplumun ne kadar
huzurlu, güvenli bir ekonomik ve sosyal hayatı olur? Ölçüde, tartıda, hakta,
adalette, kamu iş ve eylemlerinde birbirine güven nasıl doruklara çıkar?

Böyle ahlaklı bir toplumun
eğitim sistemini düşünün! Ne kadar akılcı, sorgulayıcı, çağdaş, adil, eşit
bir eğitim ve bunun sonucunda da hızla kalkınan, gelişen bir millet ve ülke
olur(du)!

Heyhat!

Gerçek ne yazık ki hutbede, “olması
gerektiği söylenen, tarif edilen Müslüman” görüntüsünün tam tersi… Nitekim
zaten, DİB de birey ve toplumdaki dehşet verici bozulmayı, İslam’dan
uzaklaşmayı gözlemlediği için bu çok “çarpıcı” uyarıları yapmak
ihtiyacını duyuyor.

27 Haziran 2025 Cuma günü
camileri dolduran on milyonlarca Müslüman, sizce, hutbeyi “can kulağıyla”
dinlemiş midir? Bu dinlediklerini uygulayacak mıdır? On milyonlar kendilerini
sorgulayacak mı? Ellerini vicdanlarına koyacak ve kendileriyle yüzleşecek
mi? Tövbe edip yukarıdaki bildiriye, Allah ve Resulünün (s.a.s.) sarsıcı
uyarılarına uyacaklar mı?

28 Haziran 2025’ten itibaren
bambaşka, ahlakın zirvesine ulaşmış Müslümanların ülkesinde, bir refah, güven
ve huzur toplumunda yaşamaya başlayacak mıyız? İslam’ın muazzam ahlak
ölçüleri bizi saracak, biz o ölçüleri benimseyecek miyiz?

Umuyorum!

x   x   x

İLGİLİ YAZILAR

DİYANET’İN HUTBESİNİ
Alkışlıyor ve Ekliyorum…

Sahte Peygamber Sevgisi

Hazreti Ali: Hasis
Müslümandan Geç!

 

[email protected]

<- Makale listesine don

Yorumlar

Henuz yorum yok.

Yorum Yaz