İsmail Hakkı CENGİZ

İZMİR / BAYRAKLIih.iyiinsan.com

GENEL HABERLER’DE DEVRİM

Haberlere yeni bir anlayış

Makale

Halide Edib’in Kaleminden II. Abdülhamit, Vahdettin ve Atatürk

2022-10-10 00:00:00
Okunma: 1 | Yorum: 0

Romanlarıyla ve üstün
anlatım gücüyle bildiğimiz Halide Edib Adıvar’ın bambaşka bir yönünü
tanıdım: Tarih ve strateji uzmanlığı! Tabii kendisi böyle bir iddiada
bulunmuyor ama yazdıklarını okuyunca, insan, bu konularda oldukça bilgili,
şuurlu ve yetkili olduğunu görüyor.

Bana, baştan sona çok
şaşırtıcı ve çarpıcı gelen görüş ve değerlendirmeleri, Halide Edib, 1955’te
yayımlanan, “Türkiye’de Şark-Garp ve Amerikan Tesirleri” adlı eserinde ortaya
koyuyor. Eserin sadece ilk bölümünden bir- iki cümle alarak, başlıktaki konuya
dönelim:

Anadolu’da
daha evvel kurulmuş olan Müslüman Türk Devletinin kısa sürmesi bazı sebeplere
dayanıyordu ve bu sebepleri Osmanlı Türkleri idrâk etmişlerdi. Anadolu’da
herhangi bir devletin bekası, İstanbul ve Boğazlar hatta Balkanlar’da hâkim bir
durumda olmasına bağlı idi. Hatta İstanbul’a ve Balkanlar’a sahip bir devlet de
Anadolu’ya dayanmak mecburiyetindeydi. (S. 45)

İstikrarlı bir
sistem kuranlar, aynı zamanda o yerdeki muhtelif, hatta bazen zıt unsurları
dikkate almak, onlardan bir terkip yaratmak kudretine sahip olanlardır. İşte,
Osmanlı sistemini kuranların, toplum nizamının temeli olan bu kabiliyeti,
bilhassa en kudretli taraflarıdır. (S. 47)

Halide Edib’in (1884-1964)
II. Abdülhamit, Vahdettin ve Atatürk dönemlerinde yaşayarak, hadiselere şahit
olarak ve aradan çok uzun yıllar geçtikten, olayların heyecanı yatıştıktan
sonra bildiklerini ve görüşlerini yazdığını hatırlatalım.

Tabii 350 sayfalık kitapta
yazılanları, konu başlıkları çerçevesinde mümkün olduğu kadar kısaltarak aktarma
mecburiyetim var. Can Yayınları’ndan 2009’da tekrar çıkan kitabı, tarih,
strateji, Cumhuriyet, Demokrasi, Devrimler konularına ilgi duyanların dikkatle
okumasını tavsiye ederim.

ll. ABDÜLHAMİT

II.
Abdülhamid’in otuz üç yıllık saltanatı hakiki bir duraklamadır. Abdülhamid
zekiydi, daha doğrusu kurnazlığı deha seviyesine çıkmıştır. Yürüttüğü sistem
veya sistemsizlik sadece Şark’ın uyuşturucu tarafını değil, Makyavel
zihniyetinin de yer yer örneğini vermiştir.

Tahta
yerleşinceye kadar âdeta Abdülmecid’in ciddi ve geniş görüşlü aynı zamanda
insanî insiyaklarını temsil eder göründü.

1877-78 Rus
harbinin mağlubiyeti kendisine çok pahalıya mal olan Osmanlı İmparatorluğu, Kıbrıs
Adası’nı İngiltere’ye vererek, onunla müdafaa amaçlı bir ittifak imzaladı.

II:
Abdülhamid’in istibdadı için tehlikeli görünen mefhumları ifade eden kelimeler
lügatten kaldırıldı. Bunların başında, “Hürriyet”, “Kanun-u Esasi” ve “vatan”
vardır.

Emsalsiz bir
hafiye sistemi kuruldu. Münevverler ve halkın kendisi hafiyeliği iğrenç ve
kötü bir şey telakki ederlerdi.

II.
Abdülhamid’in, üzerinde durulması icap eden mühim nokta Hilafet ve onun
dolayısıyla ortaya çıkan Pan-İslamizm başlangıcıdır. Garp devletleri,
Pan-İslamizm cereyanına karşı, İmparatorluk’un Türk olmayan Müslüman tebaası
arasında dini bağı körletecek kuvvetli bir milliyetçilik propagandasıyla
mukabele ettiler.

Acaba, II.
Abdülhamid’in Hilafet sembolü arkasında bu kadar kuvvetle gönül verdiği
Pan-İslamizm ne kadar samimi bir itikattan doğuyordu? Acaba Abdülhamid’in
zahiren İslamiyet’e bağlılık gibi telakki edilen bu siyaseti, İslamiyet’in
insaniyete şamil manevi, ileri bir din olarak gelişmesine ve İslamiyet’in
namzet olduğu yüksek ileri ve insanî bir reforma engel olmamış mıdır?

Abdülhamid bu
kadar dindar, mutaassıp görünmesine rağmen, dinî düşünceler, hatta hadisler
arasında şahsi mevkiine zaaf getirecek şeyler varsa derhal yasak ederdi.

Meselâ, Hilafet’in
Kureyş Kabilesi’ne münhasır olması lâzım geldiği iddiasını ileri süren
Maverdi’nin (974-1058), “El Ahkamü’s Sultaniye” adlı eseri, Abdülhamid’in
yaktırdığı kitaplar arasındadır. (S. 98-113)

VAHDETTİN

Sivas
Kongresi, 4 Eylül 1919’da toplandı. Erzurum Kongresi’nin takip ettiği yolu daha geniş
manada tuttu. Anadolu, İstanbul’daki hükümetten ayrıldı, sivil ve askerî
idareye el koydu. Bu vaziyetten ürken Padişah (Vahdettin), ecnebi devletlerin aleti
telakki edilen Ferid Paşa kabinesini değiştirdi, yerine milliyetçi veya
milliyetçilere taraftar unsurlar girdi.

Halide Edib’in bu son
cümlesinden ne anlamalıyız?

Ben şunu anlıyorum: Milliyetçiler
daima etkili, aynı bu dönemde olduğu gibi, onlara karşı durarak iktidarı
sürdürmek müşkül olunca, milliyetçileri memnun ve tatmin edecek siyasetlere
dönmek… Milliyetçilere iltifat etmek!

16 Mart 1920’de, işgal kuvvetleri İstanbul’a yeniden
asker çıkardılar ve örfî idare ilan ettiler. Milliyetçilerin yalnız kendileri
değil, bunlara yardımcı olanları da idama mahkûm edeceklerini duyurdular.
Padişah derhal fevkalade bir mahkeme teşkil ettirerek, milliyetçileri idama
mahkûm ettirdi. Birinci listede Mustafa Kemal, Ali Fuat Paşalar, Doktor
Adnan ve Halide Edib başta gelirler. …Fakat iş bununla da kalmamış, o
devrin Şeyhülislamı, birinci listedeki yedi kişiyi, her Müslüman’ın gördüğü
yerde katletmesinin bir din borcu olduğunu ihtiva eden bir fetva neşretmişti.
Bir şeyhülislamın, ecnebi işgal kuvvetlerinin emrine dini bu suretle alet
etmesi, tarihimizde ilk defa görülmüş bir hadisedir. (S. 158-175)

ATATÜRK

BÜYÜK MİLLET
MECLİSİ hükümeti… Mustafa
Kemal Paşa, ısrarla ve katiyetle bütün mesuliyeti milletin mümessillerine
bırakmak istiyordu.

Mustafa Kemal Paşa’nın o
günlerde mesuliyeti Meclis’e bırakması, halk nazarında ona Türklerin George
Washington’u mevkii verdi. (S. 177-178)

Manevî ve maddî manada
şaha kalkan milletlerin daima kendilerine layık bir baş veya başlar ortaya
çıkardıkları istisnasız olarak kaydedilmiştir. Zemin hazır olmadan, herhangi
bir kalabalığı şuurlu ve yüksek bir millete inkılap ettirmek tabiat kanunlarına
uymaz. Bu şerefli fakat mihnetli “ölüm dirim” ehramının zemini çok genişti,
bu zemin birçok büyüklü küçüklü lider ortaya attı fakat bu şerefli ehramın
şahikasında daima Mustafa Kemal ismi kalacaktır. (S. 167)

x  
x   x

ÖNERİ

ATATÜRK
TEK ADAM MIYDI? - YouTube

 

[email protected]

<- Makale listesine don

Yorumlar

Henuz yorum yok.

Yorum Yaz