AÇIKÇA İLN EDİYORUM
Trendyol’da satılan bu kitabın fiyatı 64 lira… Sayısı binleri bulan arkadaşlarım(!),
hemşerilerim(!), akrabalarım(!) arasında bu parayı veremeyecek kimse yok.
Bu kitaptan bin taneyi bir kalemde alabilecek çok arkadaşım(!), hemşerim(!),
akrabam(!) var. Ama almadılar… Okumadılar. 15 yıllık emeğimin 64 lira
etmeyeceğini düşünmüş olmalılar. 64 liraya beni ve emeğimi değiştiler.
Kitabı, aile fertlerim dışında, sadece 44 dostum satın aldı, okudu. Sadece 44
candan dost 64 lira verme cömertliğini, civanmertliğini, yiğitliğini
gösterdi. Bu candan dostlar benim ilelebet gönlümü kazandı. Değerli dostlarım,
size ömür boyu minnettarım. Sizlerle dünyam renkli, hayatım zengin, ruhum
huzurlu, zekâm işlek… Bana çok büyük bir güç veriyor yanımda olduğunuzu bilmek.
Var olun. Dualarım daima sizlerle… Ben razıyım, Ulu Tanrı da sizden razı olsun.
İKİ KISA DESTEK HİKYESİ
Bir yakınım, 8-9 sene önce, bir doğal ürünler
kooperatifi kurma girişiminde bulundu. Beni de ortaklar arasında görmek
istediğini bildirdi. Kırmadım. Kabul ettim ve o kooperatifin kurucu ortağı
oldum. 2023’e kadar da her toplantısına, İzmir’de bulunuyorsam katıldım. Bu
kooperatifin bana hiçbir getirisi yok. Beklemiyorum da ama yakınıma desteğe
devam ediyorum. O kadar süre içinde, birkaç yüz liralık alışveriş ettiysem de
tamamen yakınıma destek amaçlı olmuştur.
2023 Haziran’ındaki kooperatif toplantısı, kitabım
yayınlandıktan yaklaşık bir ay sonra yapıldı. Yakınımın bana destek olmadığını
görünce, toplantıya katılmak içimden gelmedi ve katılmadım. Aslında, o günden
itibaren kooperatiften koptum. Bununla beraber, bişey demedim. Meselâ, WhatSapp
grubunda kalmaya ve takibe devam ettim.
Yakınım, 26 Haziran’da, toplantı kararlarını iletti.
Kararlardan biri, üyelerin, her ay 50 TL aidat (o, “ödenti” diyor)
ödemeleri hakkındaydı. Dediğim gibi, ben toplantıya bile katılmayarak,
kooperatifle ilişkimi koparmıştım. Buna rağmen, hiçbir mecburiyetim yokken, bir
“destek mesajı” vermek için, 1 değil, 12 aylık aidatı peşin olarak
gönderdim. Başkan yakınım, “Üyemiz Hakkı Cengiz, bir yıllık ödentisi olan
600 lirayı, kooperatifimizin Ziraat Bankası hesabına gönderdi. Teşekkür
ediyoruz kendisine. Diğer üyelerimiz de aynı duyarlılığı gösterirse seviniriz” diye
bendenizi örnek gösterdi. Görüldüğü gibi, yakınıma, hiçbir mecburiyetim yokken “on
kitap parasını” tak diye hediye etmişim.
Bir başka yakınım, benden çok genç bir yakınım, 5-6
sene evvel, sosyal medya üzerinden, kitabının çıktığını duyurdu. Nerede
bulunabileceğini yazdı. Anında, bir dakika beklemeden, koştura koştura gittim,
kitabı satın aldım. Bunun gibi, bendeniz, bütün yakınlarıma, dostlarıma,
hemşerilerime, arkadaşlarıma, akrabalarıma yapmam gerekeni yaptım,
yükümlülüklerimi yerine getirdim… DESTEKLEDİM. Sırası gelince ki geldi, aynı
davranışın bana yönelmesini beklemek en tabii hakkımdır.
DESTEĞİNİ ESİRGEYEN DOSTLAR(!)
Sözde yakınlarım 64 lira verip kitabımı alma
alicenaplığını gösteremedi. Kitap 64, yaşım 65! Bu yaşa kadar gelen dostluk(!)
64 lira etmedi. Başka bir ifadeyle, aramızda 64 lirayı aşabilecek bir samimiyet
yokmuş. Ömrümde bir kere, bir kere desteğe ihtiyacım oldu… Destek
beklediğimi, defalarca feryat-figan tekrar ettim. Dostların(!) büyük bölümünden
destek gelmedi, gelmedi, gelmedi.
Yıllar, yıllanmış dostluklar, arkadaşlıklar, hemşeri
dayanışması ve yardımlaşmaları, asra yaklaşan akrabalık ilişkileri ve bağları
gözümün önünden bir filim şeridi gibi geçiyor. Kendimi üzgün, öfkeli, hayal
kırıklığına uğramış, gücenmiş, incinmiş hissediyorum.
Ulusal bir yayınevinden çıkmış, uluslararası bir
alışveriş sitesinde satışa sunulmuş eserime 64 lira verip almayan bir hasislik,
cimrilik benim arkadaşım, hemşerim, akrabam olamaz. O-LA-MAZ! Benim öyle
arkadaşlarım, hemşerilerim, akrabalarım yoktur. AÇIKÇA ilân ediyorum.
Bitti. Nokta!
Şunu da söyleyeyim: Ben sizi
reddetmedim. Siz beni reddettiniz… Siz beni YOK saydınız. Evet, YOK saydınız!
Ben de sizin bu kararınıza saygı duyarak arkadaşlığımızın(!),
hemşeriliğimizin(!), akrabalığımızın(!) bitişini, üzülerek, kabul ettim.
Herkesin yolu açık olsun.
ÇEVRECİLERİN İLGİSİ DE ZAYIF
Bir sınıflama yapacak olursak,
kitaba en fazla ilgi gösteren küme, “çevreciler”. Lâkin çok zayıf bir
ilgi… Ulaşabildiğim çevrecilerin binde birine tekabül eden küçük bir ilgi!
Oysa çevreciler, “çevrecilerin
sesi”, “kendilerinin feryadı” olan bu kitaba dört elle sarılmalıydı…
Kapış kapış almalı, okumalıydı... Çevre sorunlarına karşı ne kadar duyarlı
olduklarını dünyaya kanıtlamalıydılar. Kitaba sahip çıkmalı, onu benimsemeli,
onu tanıtmalı, yaymalı, önermeliydiler
Dostlar(!) da kitaba ve yazarına sahip
çıkmalıydılar. Bir hemşeri, bir arkadaş, bir meslektaş, bir akraba “çevre
kitabı” yazmış, o, bütün imkânlarla desteklenmeli, tavsiye edilmeli, teşvik
edilmeliydi.
ÖĞRETMENLERİN İLGİSİ ve
İLGİSİZLİĞİ
Akrabam, arkadaşım, hemşerim olan
yüzlerce öğretmen tanıdığım var. Bunu abartısız söylüyorum… Yüzlerce! Hemen
hemen tamamı çevreye duyarlı yüzlerce öğretmen… Çok genç, genç, orta yaşlı,
yaşlı yüzlerce öğretmen yakınım! Öğrencilerinden kitap okumalarını isteyen,
onlara, çevreye duyarlı olmayı öğreten bu aydın kitleden, çevre sorunlarını
ve çözümlerini anlatan kitabıma ilgi beklemek aklın yolu değil mi?
Yüzlerce öğretmen dostum(!)dan, ilki,
Anadolu’nun bağrından bir öğretmen kardeşim kitabımı aldı/okudu. İkincisi, Eray
kardeşim (Aferin) 3 kitap aldı/okudu ki cömertliğini ve büyük
desteğini ömür boyu hatırlayacak, anacağım… Bir de “eser, okullarda çevre ders
kitabı olarak okutulacak kadar dolu ve iyi, velîlere tavsiye edilecek kadar
faydalı” diye iltifat eden, çok değerli çevreci öğretmen Feriha Danışman.
Üç candan dost hocama şükranlarımı sunarım.
Feriha Hanım’ın deyimiyle, “çevre
ders kitabı” niteliğindeki bir esere bütün öğretmen arkadaşlarım ilgi
göstermeliydi.
EK: Bu yazıyı kaleme aldıktan sonra,
TRENDYOL’dan değil de KİTAP GÜNLERİ’nde, birkaç öğretmen arkadaşım daha kitabımı
satın almak nezaketini gösterdi.
HEDİYE BEKLENTİSİ
Bana oldukça yakın pek çok kişinin
bu kitaptan hediye beklentisi içinde olduğunu anlıyorum. Lâkin bu kitabı
hediye edemeyeceğimi defalarca izah ettim. Çünkü ben de kitabı sizler gibi,
TRENDYOL’dan ve aynı fiyata satın alıyorum. Satın aldığım kitapların faturasını
yazının sonunda bulabilirsiniz.
Bu kitaptan, kardeşlerime,
çocuklarıma bile hediye etmedim. Herkes kendi parasıyla satın aldı. Sağ
olsunlar.
Bir de düşünmek lâzım, bu adam,
arkadaşlarının, dostlarının, hemşerilerinin, akrabalarının hangi birine hediye
etsin? Gücü yeter mi?
BU NE SAKAT BİR ANLAYIŞ, HERKES KİTABINI
ALMAK ZORUNDA MI?
Elbette değil! Ben de zaten herkesten beklemiyorum.
Ama dostum/yakınım olduğundan, hemşeri/dernek/akrabalık dayanışmasından bağlarından
bahsediyorsan, evet, 15 yıllık emeğimin ürünü olan kitabı satın almak, okumak
ve beni desteklemek yükümlülüğün var. Kendinde böyle bir sorumluluk duygusu
görmüyorsan, samimi değilsin (samimi olmayana riyakâr denir diye
biliyorum)… Öyleyse, dostum,
arkadaşım, akrabam değilsin… Söylediğim bu.
DUYMAYAN, GÖRMEYEN OLABİLİR Mİ?
Hayır olamaz! WhatSapp, Facebook, Twitter,
İnstagram ve hatta YouTube üzerinden o kadar çok duyurduk,
paylaştık, kendi haber sitemizde haberini yaptık, her sohbet ortamında konuştuk
ki kitabın yayınlandığını duymayan, görmeyen kalmamıştır.
Bu ortamlarda ses vermeyen bir yakınıma WhatSapp
mesajıyla bildirdim. Mesajı üç gün açmadı. Kayıtlar duruyor. Üç gün sonra;
“haberim var, tebrik etmeye ve sipariş vermeye fırsat bulamamıştım.
Hatırlattığın iyi oldu. Sipariş verdim. İlk fırsatta okuyacağım inşallah”
cevabını verdi. Bu genç yakınımın sipariş verdiğine, kitabı okuduğuna
dair bir kanıt henüz bulunamadı. Ama dikkat edin, burada mühim olan, “haberim
olmadı” diyemiyor. Sessiz kalmış ama kitabın çıktığını duymuş,
paylaşımlarımı görmüş. “Habersiz değil”!
Hayır, duymayan, görmeyen kalmamıştır. Tabii
çevremdeki, iletişim halinde bulunduğum on binlerce kişiden bahsediyorum. Bütün
Türkiye veya bütün dünyadan değil!
Duymayan, duymak istemeyendir… Görmeyen, görmek
istemeyendir.
İNTERNETTE SATILMASI, SATIŞI ENGELLER Mİ?
Bazı tanıdıklar, “internetten alışveriş
yapamadıklarını” söylediler.
Peki bu engel midir?
Misal, 82 yaşındaki annemin internetle, kredi kartıyla
hiçbir işi olmaz. Tabii ki internet alışverişi de yapamaz. Fakat böyle bir
alışverişe ihtiyacı olsa, “şu kitap, sadece internette satılıyormuş. Bana da
alıverir misiniz?” diye bana veya kardeşlerime hatta bir komşusuna söylese,
kim, “hayır” diyebilir? O bile satın alabilirdi, değil mi? Nitekim “balıkyağı
hapı” gibi bazı ürünlerin siparişini veriyor, annemin adresini yazıyoruz, TRENDYOL,
kapıda anneme teslim ediyor.
Yani, rafta satılsa, hemen koşup alacak mıydınız?
Bu bahaneyi ileri sürenlere, şunları sormak isteriz:
İnternetten hiç alışveriş etmediniz mi?
Zincir marketlerden, otobüs veya uçak firmalarından
hiç online yiyecek, giyecek, bilet …vs. satın almadınız mı?
Hayır, hiçbir engel olmadığı gibi, internet,
oturduğunuz yerden, evinizden çıkmadan alışveriş yapmak şeklinde bir “kolaylık”
sunuyor.
Almayan, almak istemeyendir!
BU KİTAP ÜZERİNDE NEDEN BU KADAR DURUYORUM?
Altı ay öncesine kadar dünyanın en saf insanıydım.
Bunu daha önceki yazılarımda, sırası geldikçe söyledim, yazdım. Ancak kitabım
yayınlandıktan sonra dünyanın kaç bucak olduğunu gördüm. Hayatın gerçekleri
neymiş anladım, kavradım. 65 yıl ne kadar duygusal yaşamışım! Ne kadar
gerçeklerden kopuk yaşamışım. Gerçekten bir arkadaşlık, hemşerilik, akrabalık
ve bunlarla ilgili yardımlaşma-dayanışma falan var zannetmişim! Olmadığını bana
gösterdiniz. 65 yaşımda aldığım bu ders hayatımın en pahalı ve en kıymetli
dersi oldu. Kitabın verdiği ders!
ACIKLI-KOMİK PAYLAŞIMLAR
En çok arkadaşım(!), takipçim Facebook’ta… En
yaygın ve yoğun paylaşımı da o sosyal medya ortamında yaptık. Buradaki 20 kadar
takipçi, sağ olsunlar, kitabımı sayfalarında ve/veya gruplarında paylaştılar!
Ayrıca, WhatSapp’ta da bir arkadaşım, içinde
benim de bulunduğum, yüzlerce üyesi olan grup ve gruplarda paylaştı.
Paylaşmak ne demek?
Beğenmenin ötesinde, bu haber yayılsın demek. Eğer söz
konusu, bir kitabın satışıysa, “kitap satılsın” demek. İyi ama paylaşan
kişi kendisi satın almıyor ki… Mesaj şu mu: “Ben kitabın tanıtımını ve
resmini gördüm, beğendim, kendim satın almıyorum fakat satılmasını istiyorum,
bu kitabı satın alın”!
Bu mesajı çok acınası buldum. Kitabın yazarına ve
satın almadığı halde paylaşan kişiye acıma duygusu uyandıracak bir mesaj…
Acıklı! Çok acıklı!
TEBRİK EDENLER ve Hele OKURU BOL OLSUN
DİYENLER
Pek çok arkadaş(!), takipçi, kitabı görmeden, almadan,
okumadan bendenizi tebrik etti. Neyi tebrik etti, neyi kutladılar acaba? Kitabı
okumamalarını mı? Eh, ben de sizi tebrik ederim!
En sinir bozucu olanı da “okuru bol olsun”
deyip de okumak gibi bir niyeti olmayanlar… Be bilader, be bacı, sen okumazsan,
okumak için hiçbir gayretin olmazsa, acaba, o kitabın okuru nasıl bol olacak?
“Okuru bol olsun”! Bu bir dilek hatta bir dua değil
mi? Benim için iyi dileklerde bulunuyor, dua ediyorsun, öyle mi? Fakat bu nasıl
imansız bir dua? Ruhsuz, şuursuz bir dua? Bu, riyanın ta kendisi değil mi?
Okumadığın, okumayacağın kitap için, “okuru bol
olsun” duası etmek, ikiyüzlülük olmuyor mu? Kimi kandırıyorsun? Allah’ı mı?
Kendini mi? Beni mi?
Senin duaların hep böyle mi?
İnanmadığın, icra etmediğin konularda hep böyle duacı
mısın?
Duaların kabul oluyor mu?
KÖTÜ ve SORUNLU BİRİ!
Bu satırları kaleme aldığım sıralarda, Twitter’da, Hüsnü
Mahalli’nin şu paylaşımına rastladım:
İNSANLAR SUÇLULUK DUYGULARINDAN, VİCDAN
AZABINDAN VE KENDİLERİYLE YÜZLEŞMEKTEN KAÇINMAK İÇİN NE YAPARLAR, BİLİR
MİSİNİZ?
Sizi, “KÖTÜ ve SORUNLU
BİRİ” ilân ederler.
KİTAPTAN PARA KAZANIYOR MUYUM?
Kitapla ilgili olarak yayıneviyle yaptığımız
sözleşmede bir “telif hakkı” maddesi var. Fakat şimdiye kadar bir kuruş
almadığım gibi, bundan sonra da almam imkânsız gözüküyor.
Peki, öyleyse bu gayretim, heyecanım,
takıntım neden?
Yahu, neden olacak?
O benim kitabım!
O benim eserim!
O benim ürünüm!
O benim emeğim! 15 yıllık emeğim!
Kitap her satın alındığında, bana bir kuruş
yansımadığı halde, ben, “satış yapma”nın başarı duygusunu yaşıyorum. Bir
kişi, bir okur, bir dost para verip alacak kadar değerli buluyor
kitabımı. Bu ne demektir, biliyor musunuz? Bu müthiş bişey! Bu kelimelerle
anlatılamaz bir duygu… Harikulade hoş bir duygu. İnsanı coşturan bir duygu!
Bir satış sayesinde, bu yerkürede, bu gök kubbenin
altında, çevreye ilgi duyan, duyarlı birinin daha bulunduğunu, bir samimi
dostum daha olduğunu öğreniyor, onur duyuyor, cesaret buluyor, moralle
doluyorum.
Bugüne kadar gerçekleşen satışların sonunda 44 candan
dostum olduğunu, gördüm, öğrendim… 44 samimi, vefalı, sağlam dost. Bence, bu
gayet geniş bir sosyal çevre. Üstün nitelikli, vefalı, sadakatli bir
arkadaş/dost çevrem var. Her faniye
nasip olmayacak kadar “nitelikli” ve “candan dostum” var. Kendimi
çok talihli hissediyorum.
Sağ olun dostlarım. Dualarım daima sizinle…
[email protected]